Şakayık
(Paeonia)
Şakayık Künyesi
Şakayık (Paeonia), şakayıkgiller (Paeoniaceae) familyasının bilinen tek cinsini oluşturan türlerin ortak adı. Anavatanı Asya, Kuzey Amerika ve Güney Avrupa olduğu düşünülen şakayıklar bileşik, derin dişli ve iri yapraklarını kışın kaybeden çok yıllık bitkiler.
Şakayığın hem otsu (0,25-1 m. uzunluğunda) hem de odunsu (0,25-3,5 m uzunluğunda) olmak üzere bilinen 33 türü bulunuyor. Bu tür sayısı geçmişte çok daha fazlaymış, fakat yapılan genetik araştırmalar sonucu bu türden olmadığı keşfedilen bitkiler düğünçiçeğigiller (Ranunculaceae) ailesine dahil edilmiş.
Şakayığın ayrıca birbirinden alımlı çok sayıda alt türü de bulunuyor. Örneğin Japonlar şakayığın “P. suffruticosa” türüne “tüm çiçeklerin başkanı” diyorlarmış, “P. lactiflora” türüne de “tüm çiçeklerin başbakanı” adını vermişler.
Başkanın ve başbakanın aynı familyadan (ya da partiden) olduğu bu durum size de tanıdık geldi mi? Ya da devrimci yurtsever Yıldızpatı çiçekleri bu duruma HAYIR demişler miydi acaba diye düşünmeden edemiyorum.
Şakayığın Latince adı Yunan mitolojisinden alınmış. Bir rivayete göre, Paeon Yunan tıp ve sağlık tanrısı Asklepios’un çok kıskandığı öğrencisidir ve Zeus bu kıskançlığı ortadan kaldırmak için Paeon’u bu çiçeğe dönüştürmüştür.
Diğer bir hikayeye göre ise Paeon Tanrıların doktoru Asklepios’un ta kendisidir. İnsanları ölümsüzlüğe kavuşturacak çareyi bulması Olimpos’lu tanrıların endişelenmesine neden olur. Zeus’un fırtınalı bir havada fırlattığı bir yıldırımla Asklepios ölür, ölümün çaresini yazdığı kağıt parçası da elinden toprağa düşerek yağmurda ıslanır ve “her derde deva” olduğu söylenen sarımsak bitkisine dönüşür.
Bu hikaye de tanıdık geldi mi? Evet, Lokman Hekim söylencesinin de işte bu eski hikayeden doğduğu sanılıyor.
Şakayık türleri içerdikleri 200’ün üzerinde kimyasal bileşik nedeniyle antioksidan, bağışıklık sistemini güçlendirici ve çeşitli hastalıklara karşı koruyucu ilaç yapımında kullanılıyor. Ve bu bitki de her zamanki gibi yüksek miktarda tüketildiğinde zehirli olabiliyor, ne demiştik doz önemli...
Çinliler şakayığı 6-7. yüzyıldan itibaren ilaç olarak yetiştiriyor ve yemeklerinde baharat olarak kullanıyor. Çin’deki Luoyang kenti dünyanın en güzel şakayıklarının yetiştiği yermiş. Hatta Konfüçyüs, şakayığın tadını alamadığı hiçbir yemeği ağzına sürmezmiş. Şakayığın taç yaprakları gerçekten de salatalar, içkilere, çaylara ve limonatalara konabiliyor...
15. yüzyıldan itibaren Avrupa’da yetiştirilmeye başlanan şakayığın otsu olan türleri kesme çiçek olarak da kullanılıyor. Yılda 50 milyon dal üretebilen Hollanda bu konuda lider.
Bu arada kesme çiçek olarak birine şakayık vermenin anlamı: “Düşüncesizce davrandığım için üzgünüm” demekmiş. Yani çiçeklerin dilinde şakayık utancı simgeliyor.
Ortaçağ’daki bir inanışa göre, şakayık çiçeği koparırken bir ağaçkakana yakalanırsanız kuşun bu yüzden gözlerinizi oyacağına inanılırmış...
Japonlar dövmecilik sanatında şakayık motifini çok sık kullanmışlar. Avrupalı ressamlar Gessner (16. yüzyıl) ve Renoir (19. yüzyıl) ise şakayığı tablolarında ölümsüzleştirmişler. Bana sorarsanız bu çiçeğin şımartılmaya değecek bir güzelliği de yok değil hani...
Gelelim bahçesinde “başkan”(!) yetiştirmek isteyenler için önemli noktalara: Nemli, humuslu ve drenajı iyi olan toprakları seven şakayık bahar sonundan yaz başına kadar göz alıcı çiçeklerini sergiliyor. Bahçede güneşli ya da yarı gölge konumlarda yetiştirilebiliyor ve düzenli sulanarak toprağının nemli tutulmasına ihtiyaç duyuyor.
Tohum olarak ekildiğinde 2 yıldan önce çimlenmediğinden yetiştirilmesi için en uygun yöntemler kök ayırma, aşı ve çelik alma yöntemleridir.
Önemli Not: Şakayığın karıncaları bahçenize davet edebileceğini de ekleyelim çünkü bitki tomurcuğunun hemen dış kısmında nektar oluşturuyor. Her güzelin bir kusuru vardır derler, bu da güzel şakayığın kusuru olabilir...