Vişne
(Prunus cerasus)
Vişne Künyesi
Vişne (Prunus cerasus), gülgiller (Rosaceae) familyasından zarif bir meyve ağacı. Anavatanı güney doğu Avrupa ve batı Asya olan vişne, ortalama 6 metre boy yapan ve daha çok çalı formunda bir ağaç. Bu nedenle meyvesi için olduğu kadar çit bitkisi olarak da yetiştirilen bir ağaç kendisi.
Biyoloji ve botanikte sınıflandırma metodunun babası olan Carl Linnaeus, önceleri vişneyi kirazın (Prunus avium) atası olarak kabul ediyordu. Bugün bu görüşün tam tersi kabul görmüştür. Yani vişnenin, cüce kiraz (Prunus fruticosa) ile kirazın bir melezi olduğu söyleniyor.
Kiraza göre daha küçük bir ağaç olan vişnenin dalları daha sarkık ve incedir. Arılar tarafından tozlaştırılan vişne için kirazdaki gibi tozlaştırıcı bir anaç gerekmiyor çünkü vişne kirazın aksine kendi kendini tozlaştırabilen bir türdür. Bu arada kiraz ve vişnenin çapraz tozlaşmadığını da yeri gelmişken belirtelim...
Vişnenin çekirdeği hidrosiyanik asit içerdiğinden zehirlidir, hatta tadı acımsı olan meyvelerin tüketilmemesi öneriliyor. Fakat bu çekirdeklerden zehir giderilerek elde edilen bitkisel bir yağ hem yemeklik olarak, hem de kozmetik ürünlerin imalatında kullanılıyor.
İlginç Bilgi: Belçika’ya özel “Kirek” adı verilen bira da vişneden imal ediliyor ve görüntüsü vişne suyuna benziyor(!). Vişne melatonin içerdiği için de uyku düzenlemesi için faydalı olduğu söylenen bir yiyecektir.
Türkiye’de özellikle iki türü ticari açıdan değerlidir: Afyon (Kütahya) vişnesi ve Macar vişnesi.
Ticari üretimlerde kiraz mekanik ağaç sallama makineleriyle hasat ediliyor. Fakat vişnede hasatın elle kesilerek yapılması daha makbul çünkü ağacın ince dalları zarar görebiliyor. 2012 rakamlarına göre Türkiye dünya vişne üretimi sıralamasında 188 milyon ton ile ilk sırada yer alıyor. Türkiye dünyanın vişne ihtiyacının 5’te 1’ini tek başına karşılarken, bizi sırasıyla Rusya, Polonya, Ukrayna ve İran takip ediyor.
Vişne ve kiraz türleri dünyanın diğer ucu olan Uzak Doğu’da da oldukça popüler ağaçlardır. Japonya’da hem kiraz hem de vişne türlerine, ama daha çok kirazlara “sakura” denmektedir. Sakuralar hayatın geçiciliğini simgeler. Yani hayat, tıpkı sakura çiçekleri gibi kısa ve güzeldir fakat tomurcuklar ise yeniden doğuşun umudunu taşır. Japon inanışında “kami” adı verilen ruhlar ölümsüzdür ve bu varlıklar yaşlı ve güzel ağaçları kendilerine ev olarak seçerler.
Bir Japon samurayı o kadar uzun yaşamıştır ki tüm arkadaşları, ailesinin tüm üyeleri, sevdiği herkes ölüp gitmiştir. Geriye sadece samurayın çocukluğunda gölgesinde oyunlar oynadığı bahçedeki asırlık “sakura” kalmıştır.
Ve derken günün birinde o ağaç da kuruyup gidince samuray dünyada yapayalnız kaldığını anlar ve yalnızlığa daha fazla dayanamayarak ağacın altında “hara-kiri” (Japon kültüründe intihar şerefli bir eylemdir) yaparak hayatını sonlandırır. Fakat ruhu bu defa ağaca girerek ölen ağaca can verir ve her yıl 16 Ocak’ta çiçek açtığı için ona “16. Gün Ağacı” adı verilir...